08 Kasım 2009 Pazar

Hiç sevmem sessizliği,daral gelir bana...











Uzun zamandır blogumuz pek bir sessizliğe gömüldü, nedendir acaba?

Hani konu sıkıntısı çekiyoruz desem değil, ben çok korkuttum bunları bloğa bile yanaşamıyorlar desem o da değil,herkes çok meşgul desem o da değil,yazın cırcır böcülerim çok konustular ellerinde malzeme kalmadı desem o da değil,herkeste gani gani...
Neredeyse 1 ay olmuş, hiçbirimizin eli değmemiş bloğumuza...
Bana daral gelir böyle sus pus oturmalardan, malum birinin sessizliği bozması lazım...
O malum kişide ben oluyorum izninizle...

10marifet.org'da tanıştığım arkadaşım Sevgili Panicofpsych sayesinde Artrage ile resim yapmaya başladım.Aslen çok heves ediyor olmama rağmen bir türlü cesaret edemiyordum, verdiği destek ve yardım için kendisine teşekkür ederim.

Yaz için planlarımın arasında artrage çalışmalarıma ağırlık vermek ve doğayı resmetmek geliyordu ve boylece bir sunum haline dönüştürecektim yaptığım resimleri ama olmadı.Yaşadığım internet kabusu nedeniyle öyle soğudum ki bilgisayarı bile görmeye dayanamaz oldum.

Eksiğiyle gediğiyle işte benim ilk artrage denemelerim şimdi sizlerin huzurunda...

Sevgi ve Dostlukla Kalın...

Not:Yanlız Kuş: Halen arka plan olarak kullandığım masaüstü temasından yorumlandı.Pek
mahsun görünce kendini evlat edindim:)
Karabataklar: Netten kaydını yaptığım bir çalışma ama özhakiki kaynağını bilmiyorum.
Kedi ve Ağaç: Sevgili Neduk hanım'ın 10 marifet.org da bizlerle paylaştığı bir keçe çalışması...
Kendisine sonsuz teşekkürlerimle..
Köylü Kadın: Sevgili Özcan Ağabey ve Filiz Ablamın kendi elleri ile yaptığı ve bize hediye
ettiği bir biblo tabaktan...Ruhları şad olsun...









13 Ekim 2009 Salı

Nalan veFiamma karşı karşıya,broşlar altalta


Bu da benim yakma gülden broş veya duruma göre kolye de Fiammacığımınki ile beraber çıksın sahneye dedim.



12 Ekim 2009 Pazartesi

Gül Broşlar







Severek deriden yaptığım gül broşlar...



Bazıları Nalancığımın dediği gibi dantel yatağında...







02 Ekim 2009 Cuma

Edi&Büdü



Ohh çok şükür, benim blog ortaklarım pek sessizler,meydan bana kaldı:))) diyeceğim ama olmuyor:((
Böyle sessiz olun ciğerimi sökün diyeceğim ama bu sessizlikte de canım fena sıkılıyor:(((
Ayy çok mu korkuttum ben bunları ki bir başıma bıraktılar beni burada:(((

Durum fena:( ve bu durumu en iyi bir fıkra ile açıklayabilirim sizlere;



Bir Fransız, bir İngiliz ve bir de Temel bir gemi kazasından sonra ıssız bir adaya çıkarlar. İngiliz kumsalda bir lamba bulur. Fransız bunun Aladdin'in lambası olabileceğini söyler ve lambayı ovuşturur. Gerçektende lambadan bir cin çıkar. "Ne dilerseniz dileyin benden lakin her birinizin sadece bir dileğini yerine getireceğim" der. İngiliz "Ben ailemin yanına İngiltereye gitmek istiyorum" der. Cin parmaklarını şıklatır ve derhal isteği yerine getirir. Sıra Fransız'a gelir. Oda Fransaya gitmek ister ''Ahh vatanım ,vatanım derken bir parmak hareketiyle onunda isteği yerine gelir. Sıra Temeldedir. Temel düşünür düşünür,düşünür. Cin çabuk olmasını söyler. Temel etrafına bakar ve mahsunlaşır...cin'e dileğini söyler:"Arkadaşlarımda gitti ben bu ıssız adada yalnız kaldım onun için arkadaşlarımı geri getirmeni istiyorum" der ve bir parmak hareketi ile İngilizde Fransız da kendilerini tekar ada da bulurlar...



İşte fıkra boyle diyor, ben de evdeki lambaları oğuşturup duruyorum kaç gündür, belki bir cin de bana isabet eder benim blog arkadaşlarımı geri getirir diye:))) En keyiflisi de Semyıl'ı aylardır gideceğim gideceğim diye anlattığı o güzelim tatilden apar topar geri getirmek olurdu herhalde:)))Nalancığım da zaten beni yolmak için gelecekmiş Istanbul'a, ohh uçak, otobüs derdi yokk cinin avantajlarını kullan bir dakika da ulaş Istanbul'a... ohh ne ala:)))
Ayy son dileği kendim için tutacağım:)) Gönder beni Hawai'yeee... Şık şıkkkkkk....Oleyyyy:))

Neyse gelelim bu yazının anlam ve önemine;


Aylardır biriktirdiğim damacana kapaklarından paravan kapı yapmayı planlıyor, sucunun peşini hiç bırakmıyordum. Günde 2 damacana su ile az buz da kapak biriktirmedim. Soınra bir gün yazlıkta otururken bunlardan bebek kafaları olsa ne şirin olur diye işe başladım ve bir dolu kafa yaptım. Bir yandan da onlara artık yünlerden elbiseler örüp içlerine lavanta ile doldurdum. Montajları tamamlanınca mis kokulu bebeklerin her birinden birer çift olsun deyip Edi&Büdüleri mi yarattım...
İşte huzurlarınızda....






































Fiamma Tavanarasında

Ev ilk teslim edildiğinde aile fertleri neşe içinde odalarına koşarken yorgun bacaklarımla bir kat daha çıkıp tavanarasına yerleşmek bana düştü. O yıllarda tavan alçak olduğundan ayakta durmak hatta yattığın yerden aniden fırlayarak kalkmak pek mümkün değildi, geceleri yatarken aniden fırlamamak için telkin seansları yapar öyle uyurduk ve oda şimdiki halinin 1/3 ü büyüklüğündeydi. Ön taraftaki terası kendine katarak yıllar itibariyle gelişen büyüyen tek oda burası oldu ama tavanarası muamelesi görmekten bir türlü kurtulamadı:))) Nerde eski,bozuk,ayağı kırık alt katta kullanım yeri bulunamayan miyadı dolmuş eşya varsa benim başıma kaldı... Birkaç yıl önce Bodrum'dan kumaşlar almış ve burasını bir Bodrum odası yapmıştım lakin alerjim nedeniyle her dokunduğum yerde kaktüs'e dokunur hissi yaşıyordum. 1 YTL cilerde bulduğum 2 dikdörtgen pembe güllü masa örtüsü ile toplam 10 YTL maliyetle tüm odayı yeniden yeniledim...

Bir dolu birbiri ile alakasız eşyanın bir araya gelişiyle başetmek ve sonuçta boyle bir goruntu elde etmek hic kolay olmadı. Hangi nedenle ve kim tarafından alındığı bir türlü bulunamayan ve bu eve nerden geldiği bir türlü hatırlanmayan kuzu ile keçiyi, ayağı kırık olduğu icin bir türlü dik duramayan kitaplığı (Kİ altına kitap desteği ile ayak yapıldı) çalışıp çalışmadığı test edilemeyen televizyonu,2 adet muzik seti kolonunu ve tahta sinema koltuklarını ancak bu kadar adam edebildim:)))
















































27 Eylül 2009 Pazar

Ben döndümmmmmm:)))













Meydanı boş bulup Amerikalardan bloga yetişenler... Ödül alanlar....Evim Dergisinde bebekleri yayınlananlar...Minilere devam ederken yetmezmiş gibi ilk yaptıklarını da paylaşanlar...
Eyy ahaliiiiii ben döndümmmmmm:)))))Blogun muzur mikseri döndüüüüü sonunda.... Kim donattıysa beni bu yetkilerle, kim bana başına buyruk yazılar yazma, şiirler gönderme yetkisi verdiyse burnunda getireceğim fitil fitil...Telif bedeli ödemekten cüzdanlarınıza maaşlarınız girmeden boşalacak, ağır yargı yollarında ayakkabılarınız aşınıp burunları açık yazlık ayakkabı olacak kış günleri ayaklarınızda...haberiniz ola...
Ben hepinizin mail adreslerine cep telefonumdan binbir güçlükle net bağlantısı kurarak birer mail atıp ''Agustos böcülerim sizlere yetişemiyorum, yazdıklarınıza buradan bağlanamıyorum'' deyipte ağırdan alın biraz diye uyarmadım mı? Ya sizler ne yaptınız, ya sizler ne yaptınız... Cırcır böcü bir, circir böcü ikiye sesleniyor...beni en cok mutlu eden cırcırböcü dört bir yandan noel baba almış eline güya hic oralı değil benimle bir bakıyorum foçada tatilde...dik başlı cırcır böcü üç amerikadan sorguluyor ya sen napıyorsun oralarda??? bak sennnn:)Cırcır böcülerden karınca ya haaa...

Şu anda uzun aradan sonra yazdığım bu ilk yazımın en zevkli yanı ne biliyor musunuz?Yokluğumda yazılan onca yazı üzerinde tep tep tepişmek ve buna çocuklar gibi sevinmek...Hele ki hemen bir altımda Semyıl'ın ödülleri.. yumuş yumuş iyi geldi ayaklarıma...

Ne kadar bağımlı olmuşuz şu teknolojiye arkadaşlar..sizlere olur mu bilmem ama bazen teknik arıza nedeniyle net e bağlanamadığım zaman şeytanın beynime yüklediği ve ''hadi ara, sor, rahatla hadiii ama'' diye dürtüklediği google da aramam gereken en az 3-5 bence önemli konu olur ki niyeyse kıvranıp dururum bilgisayar başında arıza giderilsin bir an önce diye...bu benim yaşadığım ondan beter bir şey, hazmedemediğim bir kazıklanma dürtüsünü de içime yerleştirdi bu defaki...Türk Telekom'u sattığı ve satarken hizmet veremediğini bildiği halde satışına devam ettirdiği ve de teknolojik eskilik nedeniyle hizmet vermediği bir ürünü satıştan kaldırma yoluna gitmediği Dial up İnternet hizmet programı yüzünden şiddetle kınıyorum ve en kısa zamanda (kendimi toparlar toparlamaz) Şikayetvar.com da bu konuyu dillendirerek kısa dönem için satın almayı düşünen kullanıcıları aman dikkat diye uyarmak istiyorum...

Gelelim sizlerden ayrı kaldığım süreçte yaptıklarıma...önceeee Istanbul'a döner dönmez giderken yanıma almadığım için dövündüğüm Nalan'ımın binbir zahmet Ankaralardan getirdiği keçelerime kavuştum. Yaz boyunca aldığım kararlardan biri bu keçelerle ilgiliydi.Geçen kış keçelerime kıyamamış ve başucunda bayramlık pabuçları yatan çocuklar gibi kesmeden blok halinde keçe keçe diye yapılanları gördükçe çıldırmıştım.Sevgili Semyıl o keçeler senin onlarla ilgili yaratıcılık zamanını bekliyor diye her ne kadar beni avuttuysa da bu dönüş anı o an mı bilemiyorum Sevgili Semyıl ama nasılsa Nalan'ım ziyan edersem bana yeni bloklar gönderir diyerek gözümü kapatıp vurdum makası..

İlk magnet denemelerim işte huzurlarınızda...umarım hayal kırıklıgına ugramazsınız, çok ehvem şeyler değil yaptıklarım ama ilk denemelerim teyzeleri...Nedense ilk el yapmak istedim hem hatırlatsın hem sevginin rengi olsun istedim hani hep deriz yaaa kırmızı olsun 3 kuruş fazla olsun diye işte ondan... parmak araları not taşısın dedim ve Allah nazarlardan korusun not bırakıp gideni ve okuyanı dedim.. daha ne diyeyim degil mi ama... Diger toplu gorunumde 2 tane keçe çalışmasında iğne oyası ve sık iğne tığ örgüsü bir araya geldi... biri çiçekli pullu payetli ve diğeri ağır bir süs keseli...bir de boyutlu çiçeklerden metalli ve de sade denemek istedim... kırpma işlemleri cogaldıkca artanları da mis kokulu karanfillerle bir nazar sarkacta degerlendirdim...En minik parçaları dahi atmak yokkk anlayacağınız...Ehh öğretmenlerimden biri kim değil mi Sevgili Nedukcuğum...Tabii bir de fotograflamadaki beceriksizligimi degerlendirme dısı bırakın lutfen...

ÇORAP BEBEK


Uzun bir aradan sonra çorap bebeklerin yapımına tekrar başladım.Bir diğer adıda yerim seni bebekleri olan bebişler bir çift çocuk çorabının tekinden yapılıyor ,birazda ince çoraplarımızdan ilaveyle yüzünü hazırlıyorum.